BORGOBREW MEYDANI
“Il caffè apre gli occhi e chiude la bocca.” Her sabah köy meydanına taşan kahve kokusu… Biz burada öyle başlıyoruz güne. Güneş daha tam doğmadan önce uyanır bazı insanlar. Pencereyi açtıklarında kahve kokusu gelir burnuna… Çünkü Borgobrew’de sabahlar, kahveyle başlar. Sade, özenli ve alışkanlık yaratan bu kahveler, her günün ritüeli olur.
Savaş sonrası köye dönen bir asker, ilk kahvesine biraz su eklemiş. Ama artık herkes öyle içiyor.
Sabah 6:47… Demirci ustası İspanyol Giovanni, dükkânını açmadan önce sadece bunu içerdi.
Giuseppe, her sabah tek yudumluk bir espresso içer, sonra yüzünü gökyüzüne çevirirdi. ‘Hayat kısa, kahve yoğun olmalı’ derdi.
Her sabah aynı masa, aynı gazete, aynı sade kahve… Bazı alışkanlıklar ev gibidir.
Dükkânını yeni açan genç kitapçı, her sabah ilk sayfayı bu kahveyle çevirirdi.
Barista Franco yanlışlıkla bir damla süt ekledi… ‘Bunu bozma’ dedi yaşlı bir adam, ‘tam böyle kalmalı.
Meydan kalabalık, ama fincan küçük. Bu kahve yalnızca kahve değil, bir niyet, bir bekleyiş, bazen de bir veda.
DEMLENENE KADAR
“Il tempo del caffè non si misura con l’orologio.” Beklemekten çekinmeyenler için… Her damlası dikkatle, her yudumu farkındalıkla hazırlanır. Bazen acele etmeyiz. Borgo’nun bazı sabahları, kahvenin demlenmesini izlemekle başlar. Bir fincan kahveyle zaman kazanılmaz, tam tersine zaman yavaşlatılır. Kahveyi sadece içmek değil, hazırlarken de yaşamak isteyenlere.
Duru, berrak ve dikkatli… Tıpkı pencereden bakan biri gibi; her şeyi net, ama yargısız.
Bir sabah değil, bir gece hazırlanır bu kahve. Sessizliğin içinden süzülür, sabah olup olmadığını umursamayanlara iyi gelir.
Bu yöntem, sabrı öğretiyor. Her damla, zamanı biraz daha yavaşlatıyor.
SOBANIN YANI
“Dove c’è fuoco, c’è calore.” Soğuk elleri ısıtan içecekler, tatlı sohbetlerin bahanesi. Sobanın üstünde çaydanlık fokur fokur, yanında bir bakır cezve, minik bir sütlük… Dışarısı soğuk olabilir ama içeride zamanın ritmi başka. Borgobrew’de sobanın yanı, sadece ısınmak için değildir; içini ısıtacak bir fincanın ve sıcacık sohbetlerin yeridir. Bazıları salebiyle ısınır, bazıları beyaz çikolatalı latteyle. Herkesin favori kışı farklıdır ama sobanın etrafı herkese iyi gelir.
Mutfakta sıkılmış bir portakal ve unutulmuş bir espresso… Tesadüflerin en güzeli.
Kışın ilk karı düşmeden yapılmazdı. İlk yudumda karla çocukluk arasında ince bir bağ kurulur.
Nonna Rosa’nın favorisi. Her yudumda ‘Daha önce neden denemedim ki?’ dedirtiyor.
Borgobrew’un genç baristası Luca’nın ilk aşkına yaptığı içecek. Rengini ondan aldı.
OTLARIN DİLİNDEN
“Ogni erba ha la sua virtù.” Bahçede kuruyan nane, anneannenin sandığındaki hibiskus… Çayın ötesi. Bazen bir çay sadece çay değildir. Bir anıdır, bir iyileşme hissidir. Bir dağ yürüyüşünde koparılan adaçayı, bir yaz gecesi kurutulmuş meyveler… Borgobrew’de çaylar hikâye anlatır. Köyün yeni nesil baristalarının küçük mucizeleri hep bu sayfada buluşur.
Köye ilk gelen yabancı bir gezgindi. Tarçın, zencefil ve karanfil kokusuyla beraber bu tarifi bıraktı. Sonra kendiliğinden gelenek oldu.
Yaz sonlarında bahçede kalan naneler, tazeliğini hiç kaybetmeden kupaya düşerdi. Bu çay, o serin akşamüstülerden bir yudum.
YAZDAN KALANLAR
“Il profumo del limone resta nei ricordi.” Zamanın yavaş aktığı öğle saatleri… Gölgede bir yudum serinlik. İtalya’nın güneyinde yazlar uzun sürer. Bizim köyde de öyle. Öğle güneşi yakarken, herkes gölge arar. Bahçedeki limon ağacının altında bir masa, cam bardakta buzlu bir latte… İşte Borgobrew’un “Yazdan Kalanlar” tam olarak budur.
Yazlık sinemaya gitmeden önce içilen içecek. Arka sırada paylaşılan ilk kahkahalar gibi.
Turunç ağaçlarının altında öğle uykusuna dalmadan önce, büyükannem hep bir bardak portakal suyu verirdi. Biz biraz kahve ekledik; uykuyu erteledik.
KÖY BAKKALININ DOLABI
“La semplicità è la forma della vera grandezza.” Cam şişede limonata, buz gibi portakal suyu, renkli içecekler… Köy bakkalının ahşap dolabı, yaz günlerinde açılan bir hazine kutusuydu. Şeffaf şişelerde sarı limonata, mor hibiskus, yeşil nane… Borgobrew’de bu bölüm, o eski dolabın yeniden açılmış hâli. İçinde nostalji var, ferahlık var, biraz da yaz şenliği.
Portakal kabuğuyla kaplı beyaz çikolatalar… Büyükannenin gizli kutusundan esinlenerek.
Köyün çocukları, limon ağaçlarının altında limon kabuklarını buzla karıştırırdı. Biz biraz daha rafine ettik.
Köyün lavanta tarlasından ilhamla… Bu içecek kokusuyla başlar, tadıyla kalır.
Köyün en sıcak günüydü. Babaannem, büyük cam şişeyi güneşe koyup ‘asıl sırrı beklemekte’ demişti. O yüzden biz bu limonatayı aceleye getirmeyiz.
MUTFAĞIN ARKA RAFI
“La felicità è fatta di piccole cose.” İçinde biraz çilek, biraz Nutella, biraz da yaramazlık var. Herkesin mutfağında arka raf vardır; herkes bilmez ama en güzel şeyler orada saklanır. Bir kutu Oreo, annenin gizlice aldığı Nutella kavanozu, kırılmış bir karıştırıcıyla yapılan ilk milkshake… Borgobrew’un “arka rafı” o tatlı kaçamakların yeri.
Yoldan dönerken sepeti devrilmişti. Tüm böğürtlenleri karıştı. Sonra bu smoothie doğdu.
Bir sabah pazarda tezgâhta unuttuğumuz yaban mersinleri, bize yeni bir tarif öğretti.
Dolabın en üst rafında saklı kavanozdu o. Parmak ucunda yükselip yakaladığın an, bir zafer gibi… Bu milkshake, o ilk kaşığın tadını hâlâ taşır.
DOLAPTA TATLI VAR
“Dolce far niente.” Kahveye eşlik eden küçük mutluluklar. Borgobrew’de akşamüstü bir sessizlik olur. Güneş yavaş yavaş çekilirken, tatlı tatlı uzayan gölgeler gibi tatlılar da vitrinde belirir. Bir browni, bir dondurma topu, yanında sufle…
Fırından çıkınca elimiz yansın diye beklediğimiz günleri hatırla. İçindeki çikolata değil, o heyecan.
Borgo sokaklarında yaz yürüyüşlerinin klasik finali. Bembeyaz, sade, ama unutulmaz.
“Ne yanında bir sos ister, ne süs. Sadece çatal ve sessizlik.” Yoğun krem peynirli dokusu, karamelize üst kabuğu ve sade sunumuyla…
Küçükken annem yemeğin sonunda hep ‘Tatlıyı en sona sakla’ derdi. Biz de öyle yaptık.
BORGOBREW’DE YENİR
“Una colazione fatta con calma è già metà giornata vinta.” Borgobrew’de yemek saatle değil, iştahla başlar. Kimi sabah kahvaltıyla oturur, kimi akşam çılbırla… Ama herkes tabağında biraz bahçe, biraz köy, biraz mevsim bulur.
Günümüz kahvaltısı, köy sofralarında misafir. Labne, avokado sos, Amerikan omlet, tost ekmeği, domates. Yeşillik & 1 çay
Avokadonun rüyası, labnenin üstünde başlar. Avokado, tost ekmeği, patates rosto, yeşil kapya, domates, labne. Yeşillik & 1 çay
Taş fırında ısınmış, közle yumuşamış bir gün öğünü. Ciabatta ekmek, füme et, roka, köz biber, hardal sos, kaşar. Yeşillik & 1 çay
Yoğurt, yumurta ve biraz sabır… Kruton ekmek, ıspanak, kapya biber, yumurta, süzme yoğurt, tereyağı & 1 çay
Deniz, lavaşa sarılıp sofraya gelir. Karides, kalamar, yengeç, mantar & 1 çay
Tavada pişen sabah güneşi, baharatla uyanır. Sucuk, salam, sosis, kapya biber, mantar, kaşar, 3 yumurta. Akdeniz yeşilliği & 1 çay
Taze, sade ve yerli. Pazar gibi. Domates, salatalık, tulum, hellim, kaşar, zeytin, labne, baget ekmeği, yeşillik & 1 çay
Uzakdoğu esintisi, köy fırınında sarılır. Tavuk, havuç, kabak, patates.& 1 çay
Sebzeyle kızaranlar huzurla soğur. Patates, domates, yeşil kapya biber, süzme yoğurt & 1 çay
Bahçede ne yeşerdiyse, omlette buluşur. Kabak, patates, havuç, mantar, ıspanak, brokoli, kaşar, 3 yumurta. Akdeniz yeşilliği & 1 çay
Toprakla büyüyenler, krepin içine sığar. Ispanak, mantar, havuç, kabak, brokoli & 1 çay
Peynirle konuşan tost. Dışı çıtır, içi yayla serinliği.Tost ekmeği, acuka, çedar, kaşar, tulum, pesto sos. Zeytin & yeşillik & 1 çay
